spot_img

“İletişim ve pazarlamada en önem verilmesi gereken duygu: Empati”

Editörün seçtikleri

Birbirinden farklı sektörlerde yer alan ve “Sağlıklı Marka” olma yolunda çalışmalar gerçekleştiren firmalarla ve sağlıklı markaları konuştuğumuz uzmanlarla hazırladığımız söyleşi dizimizde bu hafta spor iletişiminin önemli isimlerinden GEN Kurumsal Marka Yöneticisi Bulutay Güneş’i ağırlıyoruz.

Söyleşi serimizde Nisan ayı konuğumuz Bulutay Güneş ile hasta odaklı projeleri, sağlık sektöründeki farkındalık projelerini ve gelişen sağlık pazarlaması konularını konuştuk.

GEN İlaç’ı bir ‘nadir çözümler markası’ olarak tanımlayan, firmanın Kurumsal Marka Yöneticisi Bulutay Güneş, nadir hastalıklarda sadece ilaç üreten bir firma olarak var olmayı değil aynı zamanda hastalara ve hasta yakınlarına dokunan projeler üretmeyi de kendilerine görev edindiklerini belirtti.

Sağlıklı Markalar’ın sorularını yanıtlayan Güneş, GEN İlaç’ın başarısının sırrını, NADİR-X projesinin önemini ve markanın gelecek hedeflerini anlattı. Güneş, sektöre yön gösterecek öneriler de sıraladı.

“Kendimizi nadir çözümler markası olarak tanımlıyoruz”

Sürekli büyüme ve gelişmeye açık olan GEN’in 23 yıllık başarı hikayesinin sırrı nedir?

Aslında bizim vizyonumuzda üç kelime geçiyor; farklı olmak, esnek olmak ve cesur olmak. Başarı hikayemizin sırrını bu üç kelime ile özetleyebilirim. Biz kendimizi bir ‘nadir çözümler markası’ olarak tanımlıyoruz. Çünkü kurulduğumuzdan beri karşılanmamış sağlık ihtiyaçlarını odağımıza alıyoruz, nadir hastalıklar ve tedavisi zor alanlara çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bu konuda çok büyük ve önemli global ortaklıklarımız var. Bu alandaki çözümlerimiz sadece bir ilaç değil; bunu çevreleyen teknolojik hizmetler de aslında var işin içerisinde. Bunların hepsi için de cesaret gerekiyor, risk almak gerekiyor. Nadir hastalıklar faaliyet göstermesi zor bir alan ve bu alana girme kararı vermekle kalmadık AR-GE’ye, inovasyona ve üretime ciddi yatırımlar yaptık. Biz sadece global firmaların ürünlerini Türkiye’de ihtiyaç sahiplerine sunan bir firma değiliz, aynı zamanda üretici bir firmayız. Son teknoloji ve standartları sağlayan bir üretim tesisimiz var ve biz de bu üretim tesisi sayesinde aslında ürünlerimizi hem Türkiye hem dünya pazarına sunabiliyoruz.

Peki ulaştığımız nokta sizin için yeterli mi? Hedefleriniz neler?

Tabi ki yeterli değil. Birbirimizden, yaşadıklarımızdan, geçirdiğimiz süreçlerden çok şey öğreniyoruz ve öğrenmeye de devam edeceğiz. Bu sene ‘Turquality’ programına kabul edilen sayılı ilaç firmalarından biri olduk. Bu noktada da, mevcutta olan yurt dışı faaliyetlerimizde daha ciddi, daha da büyük adımlar atmak söz konusu. Sağlık teknolojileri, AR-GE, üretim konuları ile ilgili de yatırım planları hiç durmuyor. O yüzden tabii ki yeterli değil, çok daha büyük planlar bizi bekliyor diyebilirim.

“Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin tek yerli üyesiyiz”

GEN’in gerçek anlamda hasta odaklı proje anlayışını çok benimsemiş bir yapısı var. GEN’i farklı kılan şey ne?

Bu bizim zaten çok gurur duyduğumuz bir özelliğimiz diyebilirim. Öncelikle başta söylediğim gibi biz nadir hastalıklar değil nadir çözümler markasıyız. Yani aslında başta Türkiye olmak üzere tüm ülkelerde araştırmalar yapıyoruz. Karşılanmamış sağlık ihtiyaçlarını tespit etmeye çalışıyoruz ve bu hastalıklara yönelik çalışmalar yapıyoruz; hem orijinal hem jenerik ürünler bazında. Aslında en önemli şey şu; bazen kârlılığı bile düşünmeden bir hastalığın ister bir ister bir milyon hastası olsun, eğer bu hastaların tedaviye erişimi yoksa ama o kişilere yardımcı olabilecek bir tedavi, bir ürün varsa biz bunu bulup ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalışıyoruz. Bizi en farklı kılan şeylerden bir tanesi aslında bu. Bunun dışında biz yüzde 100 Türk sermayeli bir firmayız ve üreticiyiz aynı zamanda. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin tek yerli üyesiyiz ve yerli üreticiler arasında bu bizi farklılaştırıyor. Bu dernek, yenilikçi tedavi önerileri sunan, AR-GE’yi destekleyen, etik ve uyum kurallarına çok önem veren bir oluşum. Biz bu oluşumun içerisinde yer alarak çok sıkı yaptırımlar altına girmeyi, çok sıkı kurallarla yüksek standartlarda çalışmayı kabul etmiş oluyoruz. Hasta odaklı projelere gelecek olursak; tabi ki tanıtım ve medikal destek faaliyetlerimiz var ama özellikle bu özel ve ciddi hastalıklarla ilgili hasta ve hasta yakınlarına da dokunabilmemiz gerekiyor. Bu hastalıklarla ilgili toplumu bilinçlendirmek istiyoruz ve buna yönelik de tamamen uzmanlar tarafından hazırlanmış, bilgilendirme amaçlı web sayfaları, sosyal medya hesaplarımız var. Yani sadece ürünü ihtiyaç sahiplerine ulaştırmakla da kalmıyoruz aynı zamanda da elimizden geldiğince o hastalıkla ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.

Tam bu noktada Nadir-X projesini hayata geçirirkenki motivasyonunuzdan bahseder misiniz?

Nadir hastalıklarla savaşan insanlar var ve bu insanların çoğu da çocuk yaşta. Nadir hastalıklarla savaşan çocuklara yardım etmek, onların yanında olmak çok ulvi bir görev. Bu hastalığa sahip çocuklar fiziksel olarak birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi bir de aileleriyle beraber işin psikolojik ve sosyal zorluklarıyla savaşıyorlar. Bunun da en büyük sebebi etraflarındaki kişilerin bilgisizliği ve bunun sonucunda doğan ön yargı. Bu önyargı da zamanla istemli veya istemsiz bir akran zorbalığına dönüşüyor ve çocuklar sosyal hayattan koparak içlerine kapanıyorlar. Bu çocukların hem hayatlarını hem de tedavi süreçlerini çok olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla onları bu girdaptan çıkaracak ve toplumu bu hastalıklarla ilgili bilgilendirip önyargıları kıracak, onların tekrar sosyal hayata dönmelerini sağlayacak bir projeye ihtiyacımız vardı ve aslında NADİR-X’te temel motivasyonumuz buydu diyebilirim.

“Nadir-X’in ikinci kitabında farklı hastalıklar işlemeyi planlıyoruz”

Nadir X’in ilk kitabında üç farklı nadir hastalığa sahip kahramanlarımız var. Peki bundan sonraki kitapta karakterlerimiz kimler olacak?

Nadir-X bir çizgi roman ve bizim hitap ettiğimiz yaş aralığı için aslında en ideal medyalardan bir tanesi de çizgi roman. Çizgi romanlar hem merak uyandırıyor hem de göze hitap ediyor. Şunu da eklemek isterim, çizgi romanda gündelik hayattan enstantaneler olması çok büyük bir etki yarattı. Bu da aslında projeyi sürdürülebilir kılan en önemli özelliklerden bir tanesi. Kitabı okuyanlar fark edecektir, üç hikaye de aslında bitmiyor. Umarım bir gün devam ettiririz aynı kahramanların hikayelerini ama toplumu farklı farklı hastalıklar konusunda da bilgilendirmeye, farkındalık yaratmaya çalıştığımız için bir sonraki Nadir-X’te farklı hastalıklar işlemeyi planlıyoruz. Tabi bu projede şu çok önemli; hem çizer Erhan Candan’ın vizyonu, o karakterleri yaratmak açısından olaya hakimiyeti ve bir de tabi ki derneklerin çok önemli bir etksi oldu. Bu hastalıklarla alakalı olan hasta dernekleriyle çalışmamız bize çok büyük vizyon katıyor; hem hastaların neler yaşadıklarını onlardan birebir öğrenebiliyoruz hem de hikayenin yazılma aşamasında çok ciddi destekleri oluyor. Projemizde aslında işleyebileceğiniz çok hastalık var. Umarım seneler boyu Nadir-X’i yürütebiliriz ve bütün bu hastalıkları bu kitaplarda anlatabiliriz. Dediğim gibi projenin devamında bu dinamiklere göre bir seçim yapacağız ve ikinci sayıda hep beraber güzel bir şey çıkaracağız ortaya.

“Markalardan beklentilerimiz değişti”

Sektörel gidişat hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Beğendiğiniz projeler var mı?

Sağlıklı Markalar konseptinizi çok beğendiğimi belirtmek isterim öncelikle. Bunun dışında özellikle pandemiden sonra markaların kattıkları değerin daha çok ön plana çıkmaya başladığını görüyorum. Tüketiciler olarak markalardan beklentilerimiz janjanlı kelimeler ya da uçan kaçan reklamlar değil; hayatımıza, çevreye, dünyaya ne gibi bir değer kattıklarına çok odaklanmış durumdayız. Bu aşamada artık samimiyetin çok önem kazandığını düşünüyorum. Artık insanlar çok bilinçli ve bu yüzden markaların daha net, daha direkt, daha açık iletişimle birlikte yararlarını çok daha net bir şekilde anlatmaları gerekir diye düşünüyorum. Sağlık tarafında gerçekten çok güzel projeler, çok güzel etkinlikler yapılıyor ama bunların bence en sıkıntılı tarafı sürdürülebilirlik. Yani bir kere yapılıyor, çok güzel bir şekilde duyuruluyor, farkındalık yaşanıyor ama sonra sönümleniyor ve kayboluyor. Markaların biraz daha devamlılığı olan, biraz daha normallerin dışında projeler yapması gerektiğini düşünüyorum. Mesela birkaç örnek sunayım. Project Re Boys adındaki bir projede, Pat Quinn diye bir ALS hastasının geçmişteki ses kayıtları bir makine öğrenimi yardımıyla analiz edildi. Biliyorsunuz ALS hastaları bir cihaz yardımıyla konuşuyor ve bu da robotik bir ses şeklinde oluyor. Bu bahsettiğim makine öğrenimi algoritması yardımıyla, Pat Quinn konuştuğu zaman o robotik sesle değil, kendi sesi ile konuştu. Bu proje gerçekten ALS hastaları için çok büyük bir moral kaynağı oldu. Son dönemlerde de beni en çok etkileyen projelerden biri LÖSEV’in Canım Kardeşim filminden esinlendikleri projesi idi. Yine Samsung’un yaptığı bir projede de işitme engelli bir çocuğun mahallesindeki herkese işaret dili öğretmişler ve herkes onunla işaret diliyle konuşmuştu. O çocuğun yüzündeki mutluluğu görmek de çok güzel bir fikirdi. Yani bahsetmeye çalıştığım şey biraz daha sıra dışı, biraz daha inovatif projeler yapmanın önemli olduğu.

Artık yeni bir kuşak geliyor. Bu yeni kuşakta, para motivasyonu ile değil tamamen duygusal bir bağlılıkla işe bakan ve yapan bir jenerasyondan bahsediyoruz. Ben aslında çok saygı duyuyorum bu kuşağa ve bizim de kendimizi geliştirmek zorunda kaldığımıza inanıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Kesinlikle katılıyorum. Biz hem analoğu hem de dijitali deneyimlemiş, yeni jenerasyonla da çalışan ara bir konumdayız. Aslında bence şanslıyız o konuda çünkü çok farklı şeyleri deneyimleyebiliyoruz. Yeni kuşak için çalışma saatlerine olan bağlılık yerine o gün bazında kendine, firmaya ya da çevresine kattığı değer önemli. Eğer bu değeri 2 saatte yaratabiliyorsa onun işi bitmiştir. Yeni jenerasyon haklı bu konuda. Eskiden yöneticiler bir çalışanının en az 5-10 sene kendisine çalışmasını isterdi ama yeni jenerasyondan bunu beklemek haksızlık diye düşünüyorum. Onlar değer katmaya bakıyor ve eğer çalıştıkları yerde değer katmadıkları düşünüyorlarsa, bir şeylerin çok rutine bindiği düşünüyorlarsa başka bir yerde çalışmayı denemek istiyorlar. Bundan daha doğal bir istek yok iş hayatında ve kesinlikle bu konuda yargılanmamaları gerektiğini de düşünüyorum.

“Açık ve net iletişim önem kazandı”

Sağlık sektöründe geleceği öngörülen ve yükselmesini beklediğiniz yeni trendler var mı ya da neler tahmin ediyorsunuz?

İletişim ve pazarlamada şu anda en önem verilmesi gereken şeyin empati olduğunu düşünüyorum. Müşteri portföyünüz kimse onların markanızla olan deneyimi çok önemli ve bir önceki soruda da söylediğim gibi bu noktada samimi, açık ve net iletişim artık çok önemli. Onun dışında pandeminin etkisi ile insanlar biraz daha lokal olmaya başladılar. O yüzden e-SEO çalışmalarının ya da markalama çalışmalarının biraz daha lokalize olması gerektiğini düşünüyorum. Bunlarla birlikte yorum yönetimi çok önemli bir hale geldi. Bir ürünü alırken ürünün özelliklerinden önce ürünle ilgili yorumlara bakar hale geldik. Bir de bizim sektörde uzaktan tanıtım bir vazgeçilmez oldu artık. GEN İlaç olarak çok hızlı bir şekilde uzaktan tanıtım ekosistemine girebildik ve zaten altyapımız da hazırdı buna. Bundan sonra pandemi geçse bile hibrit bir şekilde bunun devam edeceğini düşünüyorum çünkü hekim bazında baktığımız zaman orada da teknolojiyle iç içe, dijitale daha yakın bir jenerasyon geliyor. Onların zamanları çok değerli olacak, o yüzden bence uzaktan tanıtım önem kazanmaya devam edecek ama tabi ki geleneksel tanıtım da hiçbir zaman bitmeyecek.

“Üretim kapasitemizi 2 katına çıkartacağız”

GEN İlaç’ın gelecek planlarında neler var?

Turquality ile beraber gözümüzü yurtdışına çevirdik. Zaten kendi ürünlerimiz ile ilgili ciddi bir ihracat faaliyetimiz var. Bunu daha da artırmak istiyoruz.

Bu sene ilk FDA başvurumuzu yaptık ve başvurumuzun olumlu sonuçlanması bizim için çok güzel olacak. Kendi ürünümüzle FDA’den onayımızı alarak daha geniş kitlelere ulaşmak için önümüz açılmış olacak.

Bunun dışında üretim tesisimizin birçok ülkeden GMP sertifikası var. Buna EMA başvurusunu da eklemek istiyoruz. Bu arada üretim tesisimiz var evet ama bu şu anda ihracat faaliyetleri arttıkça kapasite yetmemeye başladı ve bunun kapasitesini artırmakla ilgili bir çalışmamız var. Bu sene içinde o da tamamlanacak ve üretim kapasitesi 2 katına çıkacak.

Evet biz üretime ve AR-GE’ye çok önem veriyoruz ama bir yandan da global ortaklıklarımızı devam ettiriyoruz. Inovatif ürünleri bulmaya ve Türkiye pazarına getirmeye devam ediyoruz. O yüzden burada tedavisi olmayan, karşılanmamış sağlık ihtiyaçlarına yönelik global ortaklıklarla ilgili görüşmelerimiz de var. Her sene aslında bu ortaklıklara yenilerini ekliyoruz diyebilirim.

Tüm bunların yanında Great Place To Work sertifikası aldık bu sene. Bu sertifika ile çalışanlarımıza verdiğimiz değerin bir firma tarafından tescil edilmesi bizi çok sevindirdi.

Markanız ne kadar sağlıklı?

Siz de markanızın sağlıklı olduğunu düşünüyorsanız soru, görüş ve önerilerinizi #sağlıklımarkalar hashtagiyle bize iletebilir veya hello@sagliklimarkalar adresine mail atarak sağlıklı markalarda yer alma şansını yakalayabilirsiniz.

- Advertisement -spot_img

Diğer Haberler

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya yazın

- Advertisement -spot_img

İlgili Haberler

Haber Bültenimize Üye Olun